Kültür - Sanat

Edebiyatın Kırgız Tonu; Cengiz Aytmatov

O, bihaber kalınmış bir coğrafyanın öyküsünü
tüm dünyanın gönlüne değen satırlara dönüştürdü!
O, aşkı ve gerçeği anlatırken hep çizgi ötesiydi
çünkü çok ötelerde kalan bir diyara aitti!
Her yazar kendi kanatlarıyla uçar.
Ama o, kanatlarını kendi dokudu!
Sonra o kanatlarıyla ala daldı, mora boyandı,
Manas’tan geçti…
Ve Kırgız Bozkır’ından evrensele erişti…

Atlar koşturdu Asyalı yüreğinde
Al yazmalar salındı bozkırında
Elinde tuttuğu piyaledeki sıcak çayıyla
Kitaplarını tıpkı bir Kırgız kilimi dokur gibi dokudu…

Troshkina, “Her yazar kendi kanatlarını çırpar” der. Bu sözün dahi ötesine geçerek, benzersiz bir edebi duruş vücuda getiren efsanenin adıysa Cengiz Aytmatov’dur. Özgünlük tanımı da bu yüzden en fazla ona yakışır. Hayatı bihaber kalınmış bir diyarın, bihaber kalınmış ilmekleriyle örülüdür. Üstelik eski ve köklü bir kültürün, eşsiz masalların, rengârenk ipliklerle dokunmuş kilimlerin içinde geçmiş bir hayattır onunkisi. Ancak bu masalın içinde kana bulanan ilmekler de vardır…

AYTMATOV MOTİFİ

Kırgızistan kültürü masalsı bir ruha sahiptir.  Cengiz Aytmatov’un yaşamı da bu masalın içinde, Tanrı dağlarının eteklerinde kalan Şeker Köyü’nde başlar. Aytmatov, burada Kırgız kültürünün ruhunu içine çekerek büyür. Bunda en fazla emeği olan ise -hayatında büyük öneme sahip olduğunu her zaman belirttiği üzere- babaannesi Ayıkman Hanım ve halası olmuştur. Babaannesi ve halasından eski Kırgız efsanelerini, masallarını ve halk türkülerini dinleyerek büyür. Eserlerinde çok sık yer verdiği efsanelerin ve halk kültürü unsurlarının temeli babaannesi ve halası tarafından atılmıştır.

Onun etkisi altına girdiği bir diğer unsur ise Rus kültürüdür. Yaşadıkları dönem Ekim Devrimi ile Kırgızistan’ın Rus kültürünü hissetmeye başladığı bir dönemdir. Annesi ve babası, eğitimli ve modern insanlardır. Henüz 7 yaşında babasının işi dolayısıyla ailecek kısa bir Rusya dönemi yaşarlar. Bunun da etkisiyle Aytmatov çok iyi Rusça öğrenir.

Ancak bu Rus etkisine rağmen özellikle Ayıkman Hanım’ın öğretileri Aytmatov’u sapasağlam bir Kırgız ruhu ile bezemeyi başarır. Böylece Rus kültürünü, öz ruhu ile kopmamak üzere düğümlemiş ve eşsiz Aytmatov motifini ortaya çıkarmıştır.

 

MOTİFİN ÖTEKİ YÜZÜ

Bu güzel motifin öteki yüzünde kana bulanmış ilmekler örülüdür. Aytmatov’un masalsı köyü bir sürgüne dönüşür, Rusya öyküsü kurşuna dizilir…  Stalin’in hüküm sürdüğü dönemde farklı düşünen insanlar susturulmaya başlamıştır. Babası, ailesini bu tehditten korumak için onları bir trene bindirip gönderir. Aytmatov, annesi ve üç kardeşi ile birlikte doğduğu Şeker Köyü’ne geri dönerler… Baba artık onların hayat yolculuğunda olmayacaktır. Törekul Aytmatov rejim muhalifi olduğu gerekçesiyle bu temizlik harekâtının kurbanları arasında yer alır ve 1937’de kurşuna dizilir!

Annesi Nagima Aytmatov, dört çocuğunu kendi başına büyütmek gibi zorlu bir görevi üstlenir. Cengiz Aytmatov çocuk denecek bir yaşta hayatın gerçekleriyle yüzleşmiştir. 14 yaşına geldiğinde artık annesine destek olmanın vaktinin geldiğini düşünür. Bu yüzden memur olarak çalışmaya başlar.

2. Dünya Savaşı yıllarıdır. Köylerindeki tüm erkekler cephededir. Ülke savaşı yaşarken Aytmatov cepheden gelen kara haberleri ailelere iletmek ile görevlidir. Okuma yazma ve Rusça bilen tek kişi olarak görevi, yıkılan yüreklerin tanığı olmaktır…

DİĞER YÜZÜM EDEBİYAT

Savaşın sona ermesinin ardından Aytmatov hayata kaldığı yerden devam eder. Yarıda kalan eğitim hayatına da böylece geri dönmüştür. Ortaokulu bitirmesinin ardından Veterinerlik Fakültesi’ne başlar. Aytmatov’un pek bilinmeyen özelliklerinden biri de onun veteriner olmasıdır. Bu okulu bitirdikten sonra Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nde akademik yaşamı güçlenerek sürer.

Tüm bunlar olurken edebiyat henüz “diğer” yüzüdür. Edebiyatla yakından ilgilenmekte, çeşitli hikâyeler kalem almaktadır. İlk önemli başlangıcı ise Sovyet yazarlar Valentin Kataev’in “Bölüğün Oğlu” ve Mihail Bubenko’nun “Beyaz Huş Ağacı” kitaplarının çevirileridir. O dönemde edebi çevirinin nasıl yapıldığı ve kitapların nasıl yayınlandığı hakkında hiçbir bilgisi yokken yapmıştır bu çevirileri. Ancak yayınevine götürdüğünde eserlerin Kırgız diline çevirisinin çoktan yapıldığını öğrenir. Bunun dışında hikâyeler de yazmaya başlamış ve diğer yüzü edebiyat ile ilgisini mesleğinin yanında sürdürmeye devam etmiştir.

HER YÜZÜM EDEBİYAT

Aytmatov çalıştığı enstitüde mesleki anlamda yazdığı makaleler ile büyük beğeni toplar. Yaptığı bu çalışmalar neticesinde de mastır teklifi alır. Ancak mastır teklifi babasının siyasi durumunun öğrenilmesi üzerine iptal edilir. İşte tam bu nokta, Aytmotov’un yaşamı için bir dönüm noktasıdır. Enstitüden ayrılan Aytmatov için artık sadece edebiyat olacaktır!

Artık onun yaşamı edebiyat ile iç içe olacak ve çok geçmeden kaleminin gücünü sınırların ötesine taşıyacaktır. Evrensele hitap edebilmek onun aslında başından beri taşıdığı bir özelliktir. Nitekim yayınlanan ilk öyküsü bir Japon çocuğu hakkında olmuştur. O zaten hep sınırların ötesindedir…

Yazdığı öyküler çok geçmeden fark edilir ve Moskova’da Gorki Edebiyat Enstitüsü’ne davet edilir. Edebiyat Enstitüsü kuşkusuz onun yazar kimliği için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Burada geçirdiği iki yıl içerisinde; edebiyat bilimi ve teorisi bilgilerini artırırken yazı yazma becerisini de geliştirir.

Onun dünyada duyulmasını sağlayan asıl gelişme ise Fransızların ünlü şairi Louis Aragon’un Cemile eserini Fransızca’ya çevirmesi olur. Louis Aragon’un Cemile ile ilgili yazdığı ve söylediği sözler Cengiz Aytmatov’un bir anda dünyaca ünlü bir yazar haline gelmesini sağlar. Cemile, Louis Aragon tarafından “dünyanın en güzel aşk hikâyesi” olarak nitelendirilmiştir. Asya’nın bozkırında başlayan Aytmatov ismi tüm dünyaya yayılır. Edebiyatın artık bir de Kırgız tonu vardır…

MANAS RENGİ

Kırgız halkının kültür ve medeniyetinin temeli olan Manas Destanı, Atmatov için büyük öneme sahiptir. Hatta onun eserlerinin başlangıç noktası Manas destanı ile birleşir. Aytmatov, Manas’ı destan olma özelliğinin haricinde yerelde Kırgız halkının, evrensel manada da insanlığın ortak varlık alanlarına ve duyumlarına bizi yönlendirdiğini söylemektedir. Cengiz Aytmatov, Manas Destanı hakkında sürekli olarak düşündüğünü sık sık tekrar ederken onu “destan sanatının şaheseri” olarak niteler. Aytmatov, destanın yeniden basım işiyle de bizzat ilgilenmiştir. Manas Destanı onun daima vazgeçilmez ilham kaynağı olmuştur. O her ne kadar bir Rus edebiyatçı gibi görünse de eserlerindeki Manas etkisi ve yerellik onu daima bir Kırgız yazar olarak tarihe kazıyacaktır.

ACI GERÇEKLERLE ÖRÜLÜ BİR TATLI MASAL

Aytmatov’un yaşamı acı gerçeklerle masal gibi bir kültürün harmanı gibidir. Asya bozkırlarının rüya gibi ruhu, devrin acılarıyla iç içe geçmiştir. O yüzden Aytmatov, asla klişe bir aşk edebiyatçısı olmamıştır. Evet, onun kitaplarında anlattığı aşklar destansı ve rengârenk iplerle dokunmuştur ama her iplik gerçeklerle düğümlenir. Böylece onun eserlerindeki melankoli, gerektiğinde yaşamın gerçeklerine sıkı sıkıya bağlanmayı daima bilmiştir.

BABA İLE KAVUŞMA

Cengiz Aytmatov 2008 yılında bir Rus televizyon kanalının belgesel çekimleri için gittiği Tataristan’ın başkenti Kazan’da rahatsızlanır ve tedavi için götürüldüğü Almanya’da 10 Haziran’da vefat eder. Aytmatov, vasiyeti üzerine çok özel bir yere defnedilir. O yer, babasının yıllarca bilmedikleri mezarıdır. Henüz 9 yaşındayken kurşuna dizilen babasının 56 yıl boyunca nerede ve ne şekilde öldüğünü bilmeden yaşamıştır Aytmatov. 1993 yılında bulunan Ata Beyit katliamına ait olan toplu mezarda 138 aydının içinde Aytmatov’un babası Törekul da vardır. Bugün Cengiz Aytmatov, Ata Beyit’te ömrünü hasret geçirdiği babasıyla birliktedir…

SİNEMADA AYTMATOV DOKUNUŞU

Aytmatov’un hikâyelerinde yer alan kahramanlar her zaman çok inandırıcı karakterler olmuştur. Bu güçlü metinler bu yüzden üzüntüsüne ve sevinçlerine okuyucuyu birebir ortak eder. Aytmatov’un edebiyatta yakaladığı bu özgün renk, beyaz perdede de kendini gösterir. Romanlarının neredeyse tamamı senaryolaştırılan Cengiz Aytmatov’un eserlerinin çoğu birçok yönetmen tarafından sinemaya veya tiyatroya uyarlanmıştır. Ancak sinemaya uyarlanan her romanı onu yeterince memnun etmez.

 “…Ben de bir yazar olarak roman ve öykülerimin sinemaya, tiyatroya uyarlanmasını istiyorum. Çünkü böylelikle daha farklı ve geniş bir yelpazeye ulaşılacağını düşünüyorum ama sonuç her
zaman olumlu olmayabiliyor”

 

Aytmatov’un eserlerinin çok güçlü olması bir anlamda filmlerin romanla mukayese edilmesine sebep olur. Ancak bu uyarlamalardan bir tanesi vardır ki, o tam bir efsaneye dönüşür. O da “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminden başkası değildir! Atıf Yılmaz’ın vizyonuyla sinemaya mükemmel bir şekilde uyarlanan roman, Türk sinemasının efsanesi olduğu gibi Aytmatov sinema ekolünün de en üst seviyesine ulaşır.

SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM

Cengiz Aytmatov’un Kırgız dilinde adı Kızıl Cooluk Calcalım olan “Selvi Boylum Al Yazmalım” romanı en çok tanınan eserlerinden birisidir. Hikâye İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden birkaç sene sonra Kırgızistan’da geçmektedir. Selvi Boylum Al Yazmalım’da gençliğin güzellikleri, tutarsızlıkları, zayıflıkları anlatılır. İnsanın sadece gençliğinde yaşayabileceği bir aşk hikâyesi, yine ancak gençliğinde yapabileceği bir hata ile son bulur. Gel gelelim bu yıkım her şeyin sonu olmamıştır. Asel ile İlyas’ın ayrılmaları en az onlar kadar acı çeken yol bakım ustası Baytemir’in hayata dönüşünü, mutluluğunu hazırlamış ve yıkılan bir yuva; sağlam bir yeni yuvanın kurulmasını sağlamıştır.

SEVGİ NEYDİ?

Cengiz Aytmatov’un Selvi Boylum Al Yazmalım adlı hikâyesinde İlyas ile Asel’in saf ve masum aşkları, Anadolu şartlarına adapte edilerek 70’li yıllarda Atıf Yılmaz tarafından sinemaya uyarlanır. Film özellikle “Sevgi neydi?” sorunsalı üzerine kurulur. Sonunda ise kitaba sadık kalınmış ancak Türk seyircisi için farkı bir sona imza atılmıştır.

Filmin öyküsü kısaca; yeni yapılan bir baraja kamyonuyla kum taşıyan şoför İlyas’la (Kadir İnanır), eşi Asya’yı (Türkan Şoray) ve çocuklarını anlatır. Çalıştığı inşaat şirketinin memuresiyle ilişki kuran İlyas, bir gurur meselesi sonucu evini terk edip bir daha dönmez. Çocuğuyla yalnız başına kalan Asya, Cemşit’le (Ahmet Mekin) tanışır. Yıllar sonra İlyas çocuğunu almak için çıkagelir. Oysa küçük Samet, Cemşit’i babası sanarak büyümüştür. İki erkek arasında kalan Asya, İlyas’a mı dönecek, yoksa oğluna babalık yapan Cemşit’in yanında mı kalacaktır?

BENZERSİZ BİR SON: SEVGİ EMEKTİ!

Selvi Boylum Al Yazmalım’ın bitiş sahnesi, birçok Türk filminin bitiş sahnesinden farklılık arz etmektedir. Sevgi-emek ikilemi arasında kalan Asya karakteri “fedakâr aşkı” tercih eder. Böylece finalde kızın jöne değil de ikinci adama giderek kural dışı bir “son” oluşturduğu efsanenin adı olur Selvi Boylum Al Yazmalım.

Film çekimleri esnasında Kadir İnanır, Türkan Şoray ve hatta Atıf Yılmaz da dâhil olmak üzere herkes kitaptan farklı olarak Asya’nın filmin sonunda aşkı yani İlyas’ı seçmesini ister. Ancak filmin senaristi tüm filmi “emeğin seçilmesi” üzerine kurgulamıştır. Büyük bir savaş vererek herkesi ikna eder…

Film gösterime girdiğinde seyircinin tepkisi merak konusu olmuştur. Seyirci ise filmin sonunda Asya’nın İlyas’ı seçmesinden inanılmaz derece memnun olur. Hatta bazı gösterimlerde Asya filmin sonunda çocukla birlikte Ahmet’e doğru gidince sinemada alkışlar kopar…

Kuşkusuz bu son, aşkı klişe bir melankoliden ziyade hayatın gerçekleriyle anlatmayı başaran Aytmatov’un gücüdür! Aytmatov’u sinemaya hak ettiği gibi yansıtmayı başaran Selvi Boylum Al Yazmalım böylece Türk sinemasının da Kırgız tonu olarak sonsuza kadar yaşayacaktır…

Sayılarla Cengiz Aytmatov

1928’de
Doğdu

9 Yaşındayken
Babası Öldürüldü

14 Yaşında
Memur Olarak Çalışmaya Başladı

Eserleri
176 Dile
Çevrildi

18 Eseri
Sinemaya Uyarlandı

1963’te Lenin Edebiyat Ödülü’nü Kazandı

15 Yıl Kırgızistan’ın Büyükelçiliğini Yaptı

2008’de Vefat Etti.

İlkleri

İlk Eseri
Gazeteci Cyuda

İlk Romanı
Toprak Ana

İlk Tiyatro Eseri
Fuji-Yama

ESERLERİ
•Zorlu Geçit
•Yüzyüze
•Cemile
•İlk Öğretmenim
•Dağlar ve Steplerden Masallar
•Elveda, Gülsarı!
•Beyaz Gemi
•Selvi Boylum Al Yazmalım
•Fuji-Yama
•Gün Olur Asra Bedel
•Dişi Kurdun Rüyaları
•Toprak Ana
•Cengiz Han’a Küsen Bulut
•Çocukluğum
•Kırmızı Elma
•Dağlar Devrildiğinde-Ebedi Nişanlı

Aytmatov’un Kaleminden

‘Cemileeee!’ diye bağırdım yine, peşlerinden gitmek için ırmağa koştum. Yüzüme buz gibi damlalar çarptı. Elbisem sırılsıklam olmuştu, ama önüme bile bakmadan koşuyordum. Ayağım takıldı, kapaklandım. Başımı kaldırmadan bir süre yattım orada; gözlerimden sıcak yaşlar akıyordu. Karanlık, omuzlarıma abanmıştı sanki. Fundaların yaktığı ağıtı duyar gibiydim. ‘Cemile! Cemile!’ diye hıçkırdım. O iki insana, en yakınım, en sevdiğim insanlara güle güle diyordum. Orada, yerde yatarken ansızın anladım, seviyordum Cemile’yi. Evet, Cemile ilk aşkımdı benim, çocukluğumun aşkıydı. Islak kollarımın arasına gömdüm başımı, kalkmadım. Sadece Cemile’yle Daniyar’a değil, çocukluğuma da güle güle diyordum.

Cemile

İnsan kalbi böyledir: onu kolayca doldurabilirsiniz, ama çok zor eritir, çok zor ısıtırsınız. Hatta bazen hiç çözemezsiniz.

Kızıl Elma

Bir ananın mutluluğu, milletinin mutluluğundan doğuyor, aynı kökten olan ağacın dalları gibi bir kökten geliyor. Kaderi de onun kaderiyle bir oluyor. Çektiğim bütün acılara, hayatın bana indirdiği korkunç darbelere rağmen bugün de bu düşüncedeyim. Ne olursa olsun, milletim yaşıyor, ben de yaşıyorum…

Toprak Ana

Bu dünyadan insanlar göçüp gider ama yaptıkları iyi şeyler kalır.

Toprak Ana

“Beni bekleyeceğini düşündüğüm için koştum buraya. Kolundan tuttum. Atla içeri, Asel, gezelim biraz.  Sevinçle kabul etti. Bir anda ikimiz de bambaşka insanlar olmuştuk. Bütün kaygılarımız, üzüntülerimiz uçup gitmişti. Yeryü­zünde ikimizden, mutluluğumuzdan, yerden, gökten başka bir şey yoktu. Kapıyı açıp önce onu bindirdim, sonra direksiyonun başına geçtim. Düştük yola… Nereye gittiğimizi, niçin gittiğimizi düşünmü­yordum bile. Bunun ne önemi olabilirdi ki? İkimiz yan yana olduktan, bazen göz göze geldikten ellerimiz birbirine dokunduktan sonra daha ne isterdik! Asel başımdaki asker kasketini düzeltti. İki yıl kadar giydim bu kasketi.”

Selvi Boylum Al Yazmalım

Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. İşte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır… Sana, senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum: Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!

Beyaz Gemi

Bir insanı iftira ile lekelemek, karalamak meselesine gelince, bu dünyanın kendisi kadar eski bir usuldür.

Gün Olur Asra Bedel

Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi… Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi…

Gün Olur Asra Bedel

Çünkü, hayalden doğan umutlar, genelde zaman içinde kırılıp giderler, temelleri yoktur. Tıpkı köksüz bazı ağaçlar ve çiçekler gibi… Hayallerin trajik kaderi budur. Ama yine de hayalsiz yapamayız. İyiyi ve kötüyü tanıyacağımız yolda yürüyebilmek için hayaller gereklidir.

Dişi Kurdun Rüyaları

 

Buna da Göz At

Close
Close