Tarihin İlk Türkçe Eserleri: Köktürk Yazılı Metinlerinin Bulunuş Hikâyesi | Özçekim
Kültür - SanatTarih

Tarihin İlk Türkçe Eserleri: Köktürk Yazılı Metinlerinin Bulunuş Hikâyesi

1721 yılında Yenisey Irmağı bölgesinde genç bir doktor ve genç bir harita subayı dağ bayır ova demeden geziyordu. Sizce ne arıyolardı? Bulacakları şeyin Türk dil tarihini oluşturacaklarından henüz haberleri var mıydı?

Türkçenin ilk yazılı metinleri olarak bilinen Köktürk’ün yazılı metinlerinin ismini daha önce mutlaka duymuşsunuzdur. Tarihte bilinen ilk yazılı eser olan bu yazıtların bulunuş öyküsünü daha önce hiç dinlemediyseniz; doğru yerdesiniz!          

Her şey 13. yüzyıl’da başladı. İlhanlı tarihçisi Alaeddin Ata Melik Cüveyni, yazılı metinler gördüğünü iddia etti. Bir iddia da ünlü tarihçi İbni Arabşah’dan geldi. Ve “Ben Köktürk harflerini gördüm, 41 harf var.” Dedi.

1721 yılının sonlarında Yenisey Irmağı’nın ve kollarının suladığı Abakan bölgesinde Messerchimidt isminde genç bir doktor ve Tabbert isminde genç bir harita subayı dağ, bayır ova demeden dolaşmaya bu taşları aramaya başladı. Tarih 1722 yılının Ocak ayıydı. Bir Kazak köylüsü yardımıyla Yenisey’e dökülen Uybat ırmağının oralardaki Çarkov köyü yakınlarında, bir tepenin üstünde, 3.20 metre yüksekliğinde bir taş buldular.  İşte bu taş Yenisey bengü taşlarından Üçüncü Uybat yazıtından başkası değildi.

Onlar araştırmalarına devam ederken yine bir Kazak köylüsü, onlara insan boyundaki bir bir taş heykelden bahsetti. Yenisey Irmağı’nı geçip Tes Irmağı kıyılarına gelince orada doğuya dönük, 1.76 metre boyundaki Yenisey-Tes yazıtını buldular.

Arayış, bununla kalmadı. İlk keşiflerin arkası geldi. 1889 yılında Moğolistan’a gönderilen etnograf ve gazeteci Nikolay M. Yadrintsev, Moğolistan’da araştırmalar yapmaya başladı. Bu araştırmalarda daha önce bulunan yazıların benzerlerini taşıyan daha büyük taşlar buldu. Koşo-Çaydam gölü yakınlarında kaplumbağaya benzer bir taş heykelin yanına uzanmış 3.75 metre boyunda beyaz mermer asırlar önce Kül Tigin adına dikilen anıttan başkası değildi.

Orada bir kaplumbağa gibi büzülmüş taş, aslında Türk dilinin bir parçasıydı. Yadrintsev, şaşkınlık ve sevinç arasında ne yapacağını bilemedi. Hazine değerindeki taşın az ilerisine yürüdü. Yürüdü ki onu az ileride de büyük bir sürpriz bekliyordu.

Kül Tigin taşlarının ötesinde üç parça şeklinde bir kilometre ötede üç parçaya bölünmüş hâlde Bilge Kağan abidesi duruyordu.

Yadrintsev’in sunjduğu raporun ardından bilim çevresinin gözü Moğolistan’ döndü.

Köl Tigin ile Bilge Kağan abidelerinin bulunuşundan tam 8 yıl sonra, taşların 360 km doğusunda Klements tarafından bulunan Tonyukuk bengü taşı bulundu.

Tüm bu anıtlar, Köktürklerin Türkçeyi yazı dili olarak kullandıklarını kanıtlıyordu.

Daha Fazla Göster
Close