Çanakkale Cephesinden Mektubunuz Var: Cepheden Mektuplar
Yakın Çekim

Çanakkale Cephesinden Mektubunuz Var: Cepheden Mektuplar  

Kimisi nişanlı, kimisi evliydi… Çanakkale’de tüm hayatlarını geride bırakıp çatışırlarken arkalarında gözü yaşlı aileleri vardı. Savaşın ortasında cepheden ailelerine yazdıkları mektuplarla tarihin en büyük destanı Çanakkale’nin ahvalini bir kez daha gözler önüne serdiler. O mektuplar, bu milletin gururu, bu vatanın gizli hazineleridir. Bugüne özel mektuplardan birkaçını bir araya getirdik:

Her Duyduğumuzda Gözümüzü Yaşartan Bir Öykü: Kınalı Hasan

Kınalı Hasan “Çanakkale’nin köylerinden cepheye giden Hasan’ın öyküsüdür bu. Hasan’ın saçının bir tarafı kınalanmıştır. Bunu gören komutanı Hasan ‘a, “ Hiç erkek kınalanır mı?” diye sorar. Hasan da cepheye gelmeden annesinin saçını kınaladığını söyler. Komutan bunun nedenini annesine sormasını söyleyince Hasan mektup yazar.

“Anacığım,

Kardeşlerimi askere gönderirken başlarına kına yakma mahcup oldum. Zabit efendi bana sordu cevap veremedim. Niye benim saçımı kınaladın?

Kardeşlerim de cevap veremeyip mahcup olmasınlar.

Oğlun Hasan.“

Hasan’a annesinden cevap gelir:

Kınalı Hasan Annesi “Ey gözümün nuru Hasan’ım,

Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın… Ben,senin anan isem; beni ve seni Allah yarattı vatan büyüttü.

Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor.

Sen bu ailenin seçilmiş bir kurbanısın… Hasan’ım söyle Zabit Efendi’ye: Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır. Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım. Onun için saçını kınalamıştım…

El-hükmü billah. Allah, seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın.

Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır. Gözlerinden öperim…

Anan – Hatice ”

Üsteğmen Zahit Efendi’nin Mektubu Vasiyetimi Alınca Yüksek Sesle Ağlamayın

Zahit Efendi’nin Mektubu“Pınarbaşı (Aziziye) İlçesi Kılıç Mahmutbey Köyü’nden Ahmet Efendi kızı eşim Hanife Hanım’a;

Hem kendim hem mesleğim itibariyle tam bir asker, hem de şerefli bir askerim. Asker olmam nedeniyle, gidip gelmemek, gelip bıraktıklarımı bulmamak olabilir. Bu gibi durumların insanlık âleminde meydana gelebileceği inkâr olunamaz. Şu vasiyetnameyi yazmak, hemen ölmek demek değildir.

İlahi mukadderat; ben seni, sen beni tanımadığımız halde uzak memleketlerden bizi birbirimize nasip etti. Allah’ın emrine ve peygamberin kavline göre nikâhımız kıyıldı. Yaşadığımız sürece geçimimizi sağlamaya çalıştım. Şayet vatanım uğruna şehit olursam, Yüce Allah elbet ruhlarımızı birleştirir.

Böyle bir hal olduğunda mevcut eşyam ve taşınabilir mallarımdan mihri müeccelinizi (payınıza düşen tazminatı) almanız için sizi vekil tayin ediyorum. Eğer yetmezse hakkınızı helal edeceğinize ve beni borçlu yatırmayacağınıza eminim.

Birbirimize verdiğimiz sözlerden dönmemenizi ister ve umarım. Ruhuma bir mevlid okutmak vicdanınıza kalmıştır. Kendim için başka bir şey istemiyorum. Şehitlik bana yeter.

Bu vasiyetnamemi aldıktan sonra, yüksek sesle ağlamamanızı dilerim. Allaha emanet olun.

Mustafa oğlu Zahit (4. Tabur- 62. Alay- 4. Bölük Komutanı Kerevizdere)

Onbaşı Hüseyin: Baba, Hasan Şehit oldu!

Onbaşı Hüseyin “Baba, Hasan şehit oldu. Üç gün önceki muharebede yiğitçe çarpıştıktan sonra şehit oldu. Düşerken yanında idim. Hakkınızı helal etmenizi rica etti. Bir kurşunla şakağından, iki kurşunla göğsünden yaralanmış,gülle de sağ elini götürmüştü. Kendi elimle gömdüm kardeşimi. Toprağa girerken çehresi gülümsüyordu. Onu, senin hediyen olan yatağanla(hançer) beraber defnettim. Kınını da taş yerine başucuna diktim. Ah babacığım, düşmana ne şiddetle saldırdık, bir görseydin. Düşman karabulut gibi geliyordu. Biz iki bölükten ibarettik. Yıldırım gibi bir hücum gösterdik. En önde, çarıkları çözülmüş, fesi düşmüş, baş açık ve yalınayak Hasan koşuyordu. Kuş gibi, rüzgâr gibi, alev gibi koşuyordu.

Elinizden öperim, duanıza muhtacım. Beni soranlara selam ediyorum.

Oğlunuz Onbaşı Hüseyin

Yüzbaşı Mehmet Tevfik’in Veda Mektubu

Yüzbaşı Mehmet Tevfik’in Veda Mektubu “Sebeb-i Hayatım, Sevgili peder ve Valideme!

Arıburnu’ nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan müthiş bir İngiliz kurşunu geçti. Hamdolsun kurtuldum. Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere, şu satırları yazıyorum.

Hamd-ü senalar olsun Cenab-ı Hakk’a ki, beni bu rütbeye kadar ulaştırdı. Yine mukadderat-i İlahiye olarak beni asker yaptı. Sizde ebeveynim olmak dolayısıyla, beni vatan ve millete hizmet etmek için nasıl yetiştirmek lazımsa öyle yetiştirdiniz… Sizlere çok teşekkür ederim. Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etmek zamanıdır.

Vatanıma olan mukaddes vazifemi yerine getirmeye çalışıyorum. Şehitlik rütbesine kavuşursam, Cenab-ı Hakk’ın en sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim. Asker olduğum için, bu her zaman bana pek yakındır. Sevgili babacığım ve valideciğim, göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih’ciğim önce Cenab-ı Hakk’ın sonra sizin himayenize bırakıyorum… Bana hakkınızı helal ediniz. Ruhumu şad ediniz. Refikama yardımcı olunuz. Hepiniz her gün beş vakit kılınız… Ruhuma fatiha okuyarak beni sevindiriniz… Elveda, elveda, cümlenizi Cenab-ı Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum. Ebediyen Allah’a ısmarladık. Sevgili babacığım ve valideciğim.”

Oğlunuz Mehmet Tevfik 19 Mayıs 1331 (1915)

Buna da Göz At

Close
Close