Mevlana’yı Uyutmayan Hikaye: Mantıku’t-Tayr | Özçekim
Kültür - Sanat

Mevlana’yı Uyutmayan Hikâye: Mantıku’t-Tayr

Derler ki Şems, Mevlana Celaledin Rumi Hazretleri’ne bir gün bir hediye vermiş. Hediye, Hüthüt ve Simurg’un el yazması hikâyesiymiş. Mevlana bu hikâyeyi okuyunca adeta aklını yitirmiş, gecelerce uyumamış, yememiş, içmemiş; okuduğu hikâyenin etkisiyle günlerce düşünmüş. Ve sonunca hediye el yazmayı bir nehre atıvermiş. Çünkü bu el yazmasından aldığı ilhamla kendi eseri olan Mesnevi-i Manevi’yi yazmaya başlamış. İşte Mevlana’yı günlerce uyutmayan bu hikâyenin adı: “Mantıku’t-Tayr”

Mantıku’t Tayr’i bilmeyenler ve adını ilk kez duyanlar için biraz yakın çekime alalım istedik:

Kuş Dili…

Mantıku't-Tayr Mantıku’t Tayr; İranlı şair Feriddüdîn-i Attar tarafından kaleme alınmış bir manzum eser. Tasavvuf edebiyatının başlıca eserleri arasında yer alıyor ve kelime anlamıyla “Kuşların Diliyle…” veya “Kuş Dili” anlamına geliyor.

Yolculuğun Önemi

Mantıku't-Tayr Hikâye; birçok kuşun toplanarak kuşların efendisi Simurg’u bulmak üzere çıktıkları yolu esas alıyor. Zorlu bir yolculuk geçiren kuşlar üzerinden tasavvuftaki “yolculuk” ele alınıyor. Yolculuğun asıl amacının bir yere ulaşmak değil; derinleşmek, yol boyu öğrenmek, olduğu hikâye üzerinden vurgulanıyor.

Tasavvuf ve Yolculuk

Mantıku't-Tayr Tasavvuftaki yolculuk, insanın hayata da bir yolcu olarak geldiği görüşünü benimsiyor. İnsan, bir yolcu olarak düştüğü dünyada yolculuğunu tamamladıktan sonra yine kendine, yaratıcısına geri dönüyor. Yolculuk; insanı derinleştiren, özüne döndüren önemli bir eylem hatta yaşamın temeli olarak çıkıyor karşımıza.

Simurg ve Hüthüt…

Simurg ve Hüthüt Hüthüt, Hazreti Süleyman’ın postacı kuşu olarak bilinir. Mantıku’t Tayr hikâyesinde kendilerini kayıp, amaçsız ve kaybolmuş hisseden kuşların yön gösterenidir Hüthüt. Ne yapacaklarını bilmeyen kuşlara, “Yola çıkalım!” der. “Yola çıkalım çünkü yol evimizdir bizim.” “Ne yapacağız yolda, nereye gideceğiz?” sorularına cevabense şöyle cevap verir: “Simurg’a gideceğiz. Simurg, kuşların şahıdır. Bu dünyada eğer bir amacımız varsa Simurg’a ulaşmaktır. Simurg’dur bu yolun sonu.”

Yol; Uzun ve Çetrefilli…

Yol; Uzun ve Çetrefilli Hüthüt, yolun akıbetini soranlara şu cevabı verir: “Menzil uzak, yol uzun. Kafdağı’nın arkasındadır Simurg. Ben yolu biliyorum ama biliniz ki yolumuz çile yoludur.” İşin aslı şudur ki Hüthüt; yolla ilgili hiçbir şey bilmez. Ancak bilir ki yol; aynı yerde kalmamaktır. Çıktıkları yolun çilesine zorluğuna birçok kuş dayanamaz. Kimi geri döner, kimi pes eder… Geriye yalnızca otuz kuş kalır ki “Simurg” da Farsça kelime anlamıyla “30 kuş” demektir.

Sonunda Hep Kendine Dönmek…

Sonunda Hep Kendine Dönmek Yedi katlı gökte yedi vadi geçerek sonunda ulaşacakları yere yaklaşırlar. Bu yedi vadinin her biri tasavvufta bir mertebedir. Sonunda Kaf Dağı’nın arkasında bir göl görürler ve Hüthüt Simurg’a vardıklarını söyler. Kuşlar şaşırarak; “Hani Simurg nerede?” derler, Hüthüt: “Görmüyor musunuz, suyun üstüne baksanıza…” Kanat çırpmaktan artık bitap düşmüş kuşlar; suyun üstünde kendi yansımalarını görürler. Nehrin üstünde otuz tane kuşun yorgun ama kararlı yansıması… Kuşların meraklı bakışlarına karşılık şöyle eklemiş:

“İşte yolun sonundayız! Kuşların şahı Simurg’a vardık! Simurg biziz! Görmüyor musunuz? Simurg, yolun çilesine katlananların yolun sonunda gördükleri aynadır.”

Buna da Göz At

Close
Close