Asosyal Medya | Özçekim
7. SayıSosyal Medya

Asosyal Medya

İnsan doğasının  belli ihtiyaçları vardır mesela beğenilmek,  onaylanmak, iletişim kurmak sosyalleşmek ve hatta haberdar olmak.  Tüm bunlar tarih boyunca farklı yöntem ve araçlarla giderilmiş ihtiyaçlarımızdı. Ancak tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar ön planda olmamıştı!
Artık, beğenilmek insani bir ihtiyaçtan yaşamın asıl amacına dönüşmek üzere…

Sosyal Medyanın Doğuşu

Her şey 1971 yılında yan yana duran iki bilgisayarın birbirine e-mail atmasıyla başladı. Bu, dijital ortamda gerçekleşen ilk iletişim denemesi oldu. Bundan dokuz yıl sonra Duke Üniversitesi’nden Tom ve Jim isimli iki arkadaş, internette mesaj yollamayı sağlayan tartışma sitesi Usenet’i kurdular. Ancak bu iletişim ağı sadece Duke Universitesi ile North Carolina Üniversitesi’ni birbirine bağlayan bir ağ olarak başlamıştı. Usenet aslında en eski forum örneklerindendi. İlk sosyal medya sitesi olarak değerlendirilebileceğimiz girişim ise 1997’de açılan SixDegrees.com oldu. Profil yaratma, arkadaş listesi oluşturma ve sohbet ile tam bir sosyal medya ağıydı. Ancak bu site ilgi göremedi! O yıllarda başarısız bir fikir olarak nitelendirilmişti. İlgi görmemesinin sebebini ancak bugün anlayabiliyoruz. Bu sebep SixDegrees.com’un çağının çok üzerinde bir fikir olmasıydı. Peki, o dönemde insanlar neden internette iletişim kurmaya ilgi göstermemiş olabilirdi?

İçerik Üretmeyen İçerik Siteleri

Sosyal Medyayı doğru anlayabilmek için öncelikle Web 1.0 ve web 2.0 kavramlarının farkını anlamak gerekiyor.  Web 2.0 yani Kullanıcı Üretimi İçerik. Web 2.0 ilk olarak 2004 yılında yazılım geliştiricilerin ve son kullanıcıların World Wide Web’i kullanış biçimlerine yönelik yeni bakış açısını tarif etmek üzere kullanılmıştı. Bu yeni anlayışa göre World Wide Web, içerik ve uygulamaların yalnızca belli kişiler tarafından üretildiği ve yayınlanmasından çok tüm kullanıcılar tarafından katılımcı ve işbirlikçi bir şekilde sürekli olarak modifiye edildiği bir platformdur. Kişisel web siteleri, online Ansiklopedi gibi uygulamalar ve içerik yayınlama fikri ancak Web 1.0 dönemine ait pratiklerdi. Web 2.0 ise internet kullanıcısının yalnızca bir izleyici olmaktan çıkarak sürece dâhil olduğu ve içerik üretmeye başlamasını anlatır.

Yani Web 1.0 tek taraflı iletişimin hâkim olduğu ve daha çok “yayıncılık” ilkesine dayanan bir süreçken Web 2.0’ın “katılım” gerektirir. İşte bu günümüz sosyal medya ağlarının da temel dinamiği olmuştu.
Zira artık içeriği üreten, kullanıcının ta kendisidir. Yani içeriği tüketen de üreten de aynı kişiydi.

Web 2.0 ile birlikte 2003’te MySpace, 2004’te Facebook, 2006’da ise Twitter 2010 yılında instagram ve onlarca daha sosyal medya ağı ile artık yeni bir dönem de başlamış oldu. Sosyal medya kişileri, diğer kişiler, kurumlar ve popüler kişiler ile birbirine doğrudan bağladığı için ve buna ek olarak herkes kişisel fikirlerini özgürce paylaşabildiği için büyük bir hızla büyüme eğilimi gösterdi. Bu büyüme beraberinde birçok yenilik getirdiği gibi başka sorunlar da getirdi…

Sosyal mi Asosyal mi?

İsmi sosyal olsa da sosyal medyanın en can alıcı sonuçlarından biride insanları yalnızlaştırıyor ve yabancılaştırıyor olması. İnsanların yüz yüze iletişim yerine sosyal ağlar üzerinden iletişim kurmaya başlamasıyla modern insanlar yüz yüze iletişim kurmak için yeterli zaman bulamamaktan şikayetçi hale geldi. Tabii bu şikâyet gerçekçiyse! Zira asıl mesele gerçek ilişkilerden git gide koparak durmadan daha dijital bireyler olmamızın bir sonucu.

Buna sebep olansa insanların uyum mekanizmalarını bozarak insanı topluma ve kendi doğasına karşı uyumsuz hale getirmesi. Toplumsal ve gerçek sosyal iletişime yabancılaşan birey iiçin kaçınılmaz olan son ise “ben merkezlilik”. Sadece bireysel çıkarları doğrultusunda hareket etmeye başlayan insanlar artık gerçekler yerine gerçekçilerin peşinden gidiyor.

Like Arzusu

İnsanların sosyal medyada kendisiyle ilgili bilgileri yönetebiliyor olması kendisiniz başkalarının gözünde istediği imaja sokabilmesini sağlıyor. Çevrelerinde olumlu bir imaj uyandırmaya çalışan insanlar bu dijital iletişimin yüz yüze iletişimden daha fazla kontrol edilebiliyor olmasından dolayı kendisine rahatlıkla bir imaj çizebiliyor. Kişi, sosyal medyada sürekli kim olduğunu sergiliyor ve içinde bulunduğu sosyal çevreye, tüketim alışkanlıklarına, aile ve arkadaşlık ilişkilerine dair bilgileri istediği şekilde kurgulayarak, görselliği ön plana alarak sunuyor.

Goffman bu konuda şunları söylüyor:

Kişiler aktörler gibi alkış almak için çevresindekiler üzerinde iyi izlenimler bırakma istekleri vardır ve bu nedenle çeşitli roller gerçekleştirirler. Aldıkları geribildirimlerle de, arzu edilen bir kimlik oluşturmak isterler. Kişi sahne gerisinde kendisine biçtiği rolü sahnede en ideal şekilde oynamaya çalışır.”

Özsaygı

İnsanı insani değerlerinden kopararak ruhunda gizli güdüleri harekete geçiren bir mecrada insanlar hiçbir etik tanımadan kendisini ve yaşamını paylaşıyor. Bunun sonucunda da büyük bir izleyici kitlesi oluşuyor. Bu gerçeklikten uzaklaşan sahte mükemmellik paylaşım yapan birey kadar bunu gören izleyici bireyler de de ciddi sorunlara neden oluyor. Bunun başında da öz saygının yitiriliyor olması geliyor.

Rötuşlu zayıf modeller kullanan basılı yayın organlarının birçok genç kadının özsaygısını sarstığı biliniyordu. Şimdi onun yerini sosyal medya alıyor. Yapılan bir araştırmada, katılımcıların yarıdan çoğu sosyal medya sitelerinin kendilerini yetersiz hissettirdiğini söylüyor, 18-34 yaş grubundakilerin yarısı ise kendilerini çekici görmediklerini belirtiyor.

2016’da yapılan bir araştırma, başkalarının selfilerine bakmanın kişinin özsaygısını azalttığını ortaya koydu. Zira kişi, başkalarının en mutlu olduğu anları gösteren paylaşımlarıyla kendisinin o anki halini kıyaslıyordu.İsveç’te Facebook kullanıcıları arasında yapılan başka bir araştırma da Facebook’ta fazla zaman harcayan kadınların kendilerini daha az mutlu ve daha az özgüvenli hissettiğini gösteriyordu. Başkalarının kariyerleri ve mutlu ilişkileri ile kendi durumlarını kıyaslıyorlardı.

 

Mahremiyet Sorunu

Kullandığımız sosyal ağların her biri ücretsiz. Peki neden? Eğer ortada “bedava” bir hizmet varsa bilmemiz gerekiyor ki ücret tam olarak kişinin kendisi demektir. Sosyal ağlara ilk giriş yaparken bize sunulan hüküm ve koşulların anlatıldığı sözleşme de aslında bunun en bariz göstergesi. Her birimizin bir parmak hareketiyle yukarıdan aşağıya kaydırdığı en iyi ihtimal ile göz attığı ama çoğunluğumuzun asla okumadığı o sözleşme… Sözleşme imzalamak çok ciddi bir mesele ancak sosyal medya uygulamalarıyla birlikte bu durum artık tamamen doğal ve basit bir prosedür olarak algılanıyor. Oysa sözleşmede yazan maddeler ile gizliliğimizi garanti altına almıyor aksine herşeyimizi kullanıma açıyoruz. Telefonumuza inen en basit uygulama dahi fotoğraflarımızdan, rehberimize, mikrofondan mesaj ve maillerimize kadar her şeyimize erişime imkânına sahip oluyor.

Üstelik tüm bunları yani tüm mahremimizi çoğu zaman “önemli” bir insan, bir “yıldız” gibi görünme ihtiyacımızı gidermek adına kabul ediyor ve işaretliyoruz.  Takip ediliyor olmak, söylediklerinin dinleniyor, tepki alınıyor olması insanları mutlu ediyor ve buna bağımlılık geliştiriliyor. Bu durum mahremiyete dair sosyal normların değişimini beraberinde getiriyor. Bundan yüz yıl önce biri bizden böyle bilgilerimizi isteseydi buna anlam veremezdik. Bundan 10 yıl önce ismimizi dahi gizleyerek nick name kullandığımız bir dönemde bizi sürekli dinleyip izleyebilme hakkına sahip olmak isteyen birini dava edebilirdik. Ancak bugün kendi gönül rızamızla bunları sunuyoruz.

Gerçek sosyal medyaya hoş geldin! Burası kendiniz bir birey olarak sergilemek ve kendi varlığınızı arkadaşlarınızla paylaşma yeri, burası tam manasıyla bir teşhir dünyası…

Sayılarla Sosyal Mecralar

 

Daha Fazla Göster
Close