Türk Müziğine Bir Teselli: Arabeskin Doğuşu ve Arabeskin Babaları | Özçekim
6. SayıMüzik

Türk Müziğine Bir Teselli: Arabeskin Doğuşu ve Arabeskin Babaları

İnsanlar bir sabah uyandıklarında radyolarda alışık oldukları müzikleri bulamadılar. Frekanslar arasında gezindiler, tuşları çevirdiler ancak işe yaramadı. Ajans başlayınca sebep anlaşıldı. Türk müziği artık yasaktı.
Ancak Türk insanı kendi müziğinden vazgeçmedi.
Ve bir gün bir kahraman,
bu karanlığı aydınlatmak için ‘bir teselli ver’di…

Müzik, içinde doğup geliştiği toplumdan ayrı düşünülemez. Toplumsal değişimler, olaylar ve politikalar pek çok alanı olduğu gibi müziği de doğrudan etkiler. Arabeskin doğuşu da Türkiye’nin başına gelenleri yansıtan bir hikâyeye sahip.

Yeni bir ulus inşa etmek amacıyla yola çıkan genç cumhuriyet, batılılaşma yönündeki değişimleri kültür politikalarıyla destekleyerek başarıya ulaşabileceğine inanıyordu. Hali hazırda Osmanlı’nın son döneminde başlayan batılılaşma çabası Cumhuriyetle birlikte ivme kazanmıştı. Ancak Cumhuriyet aydınlarının pek çoğu için bu çaba, batıyı taklit etmekten öteye gidemiyordu. Bu süreçten en fazla etkilenen alanlardan biri de müzik oldu. Tanzimat ile birlikte hayatımıza giren batı müziği ve batı enstrümanları cumhuriyet döneminde yaygınlaşmaya başlamıştı. Hatta toplumdan açıkça eski geleneklerini ve beğenilerini bırakarak batı beğenilerine sahip olması bekleniyordu. Artık yeni bir tartışma konusu vardı:  Alaturka mı alafranga mı? Bu müzik tartışması uzun yıllar devam eden bir kültürel  kutuplaşmanın da zemini oldu. Ancak Toplumu Batılılaştırma çabası bununla sınırda kalmadı ve resmi zorlamalar kültür dünyasına yön verme çabasına girişti…

Batsın mı Türk Müziği

1926 yılında oldukça ilginç bir karar alındı. Sanayii Nefise Encümeninin Kararıyla okullarda Türk müziği öğrenimi kaldırıldı. Bundan böyle konservatuvar öğrencileri Türk müziği eğitimi almayacak yalnızca batı müziği öğrenimi görecekti. Bu kurala uymayanlar cezalandırılacak, devam ederlerse de eğitim hayatlarına son verilecekti. Bu kadar da değil üstelik. Türk müziğinin eğitimi engellenmekle kalmamış yasak dinleyenlerine kadar uzanmıştı. 1934 yılında radyolarda Türk müziğinin çalması resmen yasaklandı.

Radyonun kurulması ile sevdikleri müzikleri radyodan dinleyen dinleyiciler, yasakla birlikte beğendikleri ve kendi kültürel değerlerini taşıyan Türk müziğini dinleyemez oldu. Artık radyodan tanıdık sesler gelmez olmuştu. Üstüne üstlük Türk müziğine “Zurnanın en çatlağından darbukanın en patlağına kadar”  gibi ağır ve haksız eleştiriler yapılıyordu.  Gel gelelim Türk halkı bu dönemde Türk müziği ile ilgili yapılan bu yorumlara ve koyulan yasaklara itibar etmeyecek, bildiğini ve sevdiğini aramaya devam edecekti…

 

Arap Esk

Radyoda kendine ve keyfine göre müzikler bulamayan Türk insanı bu kez radyonun frekanslarını farklı yönlere doğru çevirdi.  Çevirdikleri yer o günlerde Türk radyolarında çalan müziklerden çok daha tanıdık ezgilere sahipti. Neresi mi?  Tabii ki Arap radyoları. Başta Mısır radyosu olmak üzere artık Türk insanının müzik ihtiyacını Arap ezgileri karşılıyordu. Halk müzik reformlarına karşı ilgisiz oluşunu Batı müziğine değil Arap müziğine yönelerek gösterdi. O günleri Peyami Safa şu sözleriyle anlatır

 “Türk halkı Mısır radyosundan gelen Arap sesi kendi sesi zannetmeye devam ediyor.”

Chopin, Bach, Mozart Çok Hoştur Ama Bana Ne!

Radyolarda yayınların çoğunluğunu müzik oluşturur ancak Türk müziğinin yasaklanması ile birlikte Türk radyolarında müzik dinlenmez olmuştu. “Chopin, Bach, Mozart çok hoştur ama bana ne!” dedi Artık Ümmü Gülsüm başta olmak üzere Muhammed Abdulvahab, Leyla Murat, Asmahan gibi ünlü şarkıcılar Türk halkının gözdesiydi.

Arap müziği ile kurulan tek ilişki noktası radyolarda değildi. Arap sineması da büyük ilgi görüyordu. Özellikle Mısır sinemasının Türkiye’de bu denli popüler olmasında işlenen konuların halka yakın gelmesinin büyük rolü vardı. Hatta Arap sineması Türk sinemasını da etkilemiş ve başta Muhsin Ertuğrul olmak üzere birçok sinemacı bu tarz filmler çekmişti. Kahveci Güzeli, Allah’ın Cenneti, Halıcı Kız gibi filmler Türkiye’de Arap etkisiyle çekilen filmler arasında yer aldı. Ancak Türk müziğine Arap tesellisi de sekteye uğrayacaktı…

Yasak Kardeşim Yasak!

Türk halkının müzikal anlamda adeta sığınağı olan Arap müziği de dönemin siyasi etkilerine maruz kaldı. Aşkın Gözyaşları adlı Arap filminin halk tarafından büyük ilgi görmesi yeni Cumhuriyet’in kültür politikalarına ters düşmüş olmalıydı. Bunun üzerine 1938 yılında Basın Yayın Genel Müdürlüğü şarkıların Arapça söylenmesini de yasakladı. Arapça müzik de elden gitmişti. Mısır filmleri ile geçen oyalanmaların ardından bu kez 1948’de Mısır filmlerinin ithali de yasaklandı. Türk müziği eğitimi yasak, radyoda dinlemek yasak, Arap müziği yasak, Arap filmi? Yasak kardeşim o da yasak…
İnsanlar kendilerine ait olmayan bir kültüre zorlanmaya devam ediyor ama her seferinde bir çıkış yolu buluyordu. Onca yasağa rağmen yeni çıkış yolları aranmaya devam edecekti…

Arabeskin Ayak Sesleri

Sadettin Kaynak bu yolda yeni bir dönüm noktası oldu ve Arapça şarkı söyleme yasağı üzerine yeni bir yol buldu. Yeni çözüm, Arap müzikleri üzerine Türkçe söz yazmaktı. Bu sürecin sonunda Arap müziğinden esinlenilerek yapılan şarkılar yani tam olarak arabesk denmese de erken dönem Arabesk müzik başlamıştı. 1930’larda başlayan müzikte Arap etkisi 30 yıl kadar sürdü.  Önce yalnızca Mısır müzikleri dinle ardından ona da yasak gelince bu kez Bu müzikleri taklit eden Türk müzik  Dünyası Büyük bir boşluğun içerisine girmiştir.  Radyolardaki Türk müziği yasağı 2 yıl sürdü Türk müziği eğitimine  yönelik yasak ise tam 50 yıl… 1960’ta müziğin içine girdiği bu çıkmaz kurtaracak bir teselli buldu.  Bu teselli arabeskin ta kendisiydi.  Orhan Gencebay “bir teselli ver şarkısı le arabeskin kurucu ismi olarak müzikte yeni bir çığır açacaktır.

Arabesk Doğuyor

Arabesk müzik temelde çeşitli kültürlerin müziğinin birleşmesi sonucunda oluşmuş özgün bir türdür. Klasik Türk müziği, Arap müziği, Türk hal müziği ve batının en ileri elektronik müzik teknoloji Arabeskin içinde yer bulur.

Türkiye’ye arabeski kazandıransa hepimizin çok yakından tanıdığı Orhan Gencebay oldu. Gencebay’ın geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan “Bir Teselli Ver” bu dönemin en önemli eseri oldu. Arabesk, müzikte oluşan boşluğu doldurmak istercesine bir tür alternatif olarak ortaya çıkmış ve hızla büyük bir dinleyici kitlesine ulaşmaya başlamıştı.  Ancak kültür politikaları arabeskin de yakasını uzun bir süre bırakmayacaktı.  Nitekim arabesk uzun yıllar; geri kalmış, varoş bir tür olarak görülecek hatta minibüs müziği olarak tanımlanacaktı. Üstelik televizyonda ve radyoda çalınmasına asla müsaade edilmeyecekti.

Birkaç yıl içerisinde Gencebay’ın yarattığı bu tarz yoğun ilgi gördü Gencebay yaptığı müzikle kendisinden sonra gelecek olanlara örnek oldu kısa süre sonra bu tarzı benimseyen diğer kahramanlar Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve İbrahim Tatlıses peşi sıra geldi… Arabesk fakirin sığınağı umudu olmuştu Bu yüzden arabeskçilere de hep “Baba” dendi.

Kısa süre sonra Arabesk müzik piyasasına tümüyle ele geçirdiği yapan sanatçılar arabeske  yöneldi Yıldız sürülen 200 milyon kaseti 150 milyona yani de 70 arabesk türündeydi kaset piyasasında elde edilen 700 milyar liranın 500 milyarı  arabeskten elde ediliyordu

Ezilenlerin Sesi

Arabesk hâkim ideoloji tarafından beğenilmiyor, televizyonda ve radyoda çalınmasına izin verilmiyordu.  Ancak özellikle kırsaldan şehirlere göç eden insanlar bu müziğin dinleyici kitlesini oluşturdular. Göç eden insan kırsal kültür ile şehir kültürü arasında kalmıştı. Ne kendi kültürünü tam manasıyla sürdürebiliyor ne de şehir kültürünü benimseyebiliyordu. Artık bu sentezin içinde yeni bir kültür doğacaktı. Bu durum üç şeyin gelişmesini sağladı: Gecekondular, minibüsler ve arabesk müzik…

İnsanlar bu önemde Yeni kültür ortamı kendi içinde taşıdığı bunalımı ve şehir kültüründe yaşadığı dışlanma  sonucu oluşan acı ve öfke arabesk ile ortaya koydu. Arabesk müzik Karamsarlık umutsuzluk mutsuzluk ve acı gibi öğeleri yansıttığı için büyük rağbet gördü. Bu durum aydınları endişelendiriyordu. Arabesk halktan büyük sevgi görse de otoriteler arabeski uzun yıllar kabullenmeyecekti.

Acısız Arabesk

Arabeskin çilesi bitmedi. Uzun yıllar yalnızca konserler, sinema ve kasetlerle halkla buluşan ve başta TRT’de yasaklı olan Arabeskin önlenemez yükselişi karşısında siyasi kanat arabesk ile barışma yolları aramaya başladı. Dönemin Kültür ve Turizm Bakanlığı arabeskin içinde yer alan ve aslında dönemin toplum hayatını  yansıtan “acıdan” rahatsız olmuş olacak ki bir proje başlattı: Acısız Arabesk…
Böylece sözleriyle kaderci ve kederli bir anlayışı içinde barındırmayan bir arabesk müziğin desteklenebileceğine karar verildi. Çok geçmeden şarkıcı Hakkı Bulut’a örnek teşkil etmesi amacıyla bir şarkı siparişi verildi. Bunun üzerine sözü ve müziği Hakkı Bulut’a ait olan “Seven Kıskanır” şarkısı ortaya çıktı. Ancak bu ısmarlama acısız arabesk şarkılar halktan beklenen ilgiyi görmedi. Ne varsa Babalar’da vardı.

Arabeskin Babaları

Türk Müziğinin Kahramanları

Orhan Baba

Arabesk müzik üzerine yapılan çalışmalar, bu müziğin Orhan Gencebay’ın  1968 yılanda piyasaya sürülen “Bir Teselli Ver” isimli plağı ile ortaya çıktığını destekler. Orhan Gencebay’ın müziğinin yenilikçi yönü çoksazlılığı kullanılmış olmasıdır. Orhan Gencebay klasik Türk müziği icrasında yüzyıllardır kullanılan çalgıların yanı sıra batı müziği çalgılarına da yer vermiştir.

Orhan Baba arabeskin kurucusudur ancak  o yaptığı müziğe arabesk denmesine karşı çıkmıştır.  Bunun sebebini ise bu müziği Arap demek için batılı olmak gerektiği oysa Türkiye’nin Araplarla zaten ortak bir kültüre sahip olduğu ile açıklar. Ona göre arabesk, özgür ve sınırları olmayan müzik demektir.

Peki ya Orhan Gencebay, Arabeskin doğmasını nasıl sağladı? Bunun cevabını bulmak için onun yaşamına bakmak gerekir. Gencebay, henüz çocuk yaşta müziğe başlamış ve önce batı müziği eğitimi görmüştür. Ancak Türk halk müziği ve sanat musikisi ilgisini hayli çekmektedir. Nitekim o, sınırlara takılmadan tüm müzik zevklerini tadarak ve yaşayarak kendisini yetiştirir.

Onun müzikal özgürlüğü döneminin çok üzerinde bir vizyon taşımaktadır. O yıllarda TRT’nin iki kez sınavlarına giren ve ikisini de kazanan Gencebay, başarılı olmasına rağmen TRT’ye çeşitli yıldırma politikalarıyla alınmaz. Kendisini halka teslim eder ve radyoda ve televizyon da yer almamasına rağmen halktan çok büyük bir sevgi görür.

Müslüm Baba

Babası olan Mehmet Akbaş’ın bağlama çalması ve türkü söylemesi Müslüm Akbaş’ı müziğe iten faktörlerin başında gelmiştir. Tüm arabesk sanatçıları gibi Müslüm Gürses’in de yaşamında bir göç öyküsü vardır. Şanlıurfa’dan Adana’ya oradan da İstanbul’a… Müslüm Gürses’in şarkıları bunlara bağlı olarak hep keder, kader ve acıları içermektedir. Hatta bu tip şarkılarının başında “kederli ve kaderli”, “Hasta Düştüm Allah’ım”, Ulu Tanrım Bu Ne Çile”, Bu Kadar İşkence Günah”, Yeter Tanrım Yeter” gelmiştir.

1990’lı yıllarda arabesk parçalarıyla birçok kitlenin dikkatini çekti ve arabesk şarkıların kralı haline gelen Müslüm Gürses’i dinleyici kitlesi Müslüm Baba olarak tanıdı ve tüm Türkiye’de Müslüm Gürses artık Müslüm Baba olarak anılmaya başlanmıştır.

O, kendine has yorumuyla Arabeskin en önemli isimlerinden olmuş ve çok büyük kitleleri etkilemeyi başarmıştır. Son dönemlerinde pop ve rock tarzına yönelmesi ise farklı kitlelerce de sevilmesini sağlamış ve Türk müzik dünyasının efsanesi olarak yaşama 2013 yılında veda etmiştir.

Ferdi Tayfur

Arabesk müziğin en özgün isimlerinden biri olan ve bir yorumcunun ötesinde besteleriyle de müzikal yeteneğini ortaya koymuş bir isimdir Ferdi Tayfur. Her özgün sanatçı gibi o da müzik dünyasına kendisini zaman içinde anlatmayı başarmıştır. Onun yaptığı ilk iki 45′lik de tutmaz. Aradan üç yıl geçtikten sonra yaptığı ‘Huzurum Kalmadı’ adlı plak da satılmaz. Ancak azimle müzik çalışmalarına devam etmiştir. 1973 yılında Görsev Plak adına yaptığı ‘Kır Çiçekleri’ dördüncü denemsidir ve bu kez başarılı olur ve bu 45′lik ses getirir.

1974 yılında yaptığı ‘Bana Gerçekleri Söyle’ adlı 45′lik ile adını yavaş yavaş duyurur. 1975 yılında Elenor Plak’a transfer olur. Önce ‘Bırak Şu Gurbeti’, ardından ‘Çeşme’ adlı şarkısı ile adını duyurur. Genç şarkıcı zirveye adım adım yaklaşır. Çeşme şarkısı ile şöhret basamaklarını ikişer ikişer tırmanan Ferdi Tayfur’a sinema kapıları da açılır.

 

İbrahim Tatlıses

İbrahim Tatlıses, Arabesk müziğin dinleyicisi olan şehre göç eden halkın ta kendisidir. Şanlıurfa’dan İstanbul’a göç eden ve 70’li yılların ortalarında inşaat işçiliği, demir ustalığı ve leblebicilik gibi işler yapan İbrahim Tatlıses, bir arabesk film klasiğini bizzat yaşayarak 80’lerin başında kendisini şöhret basamaklarını tırmanırken buldu. Başlangıçta arabeskten ziyade Türk Halk Müziği türünde şarkı söyleyen Tatlıses, zaman içerisinde bu iki türü harmanlayarak arabesk tarzı benimsedi.

Müzik çevrelerince çok özel kabul edilen sesi sayesinde, kısa zamanda İstanbul’da sahne almaya başladı. 1977 de “Ayağında Kundura” albümü ile müzik piyasasına giriş yapmış oldu. “Sabuha”, “Dom Dom Kurşunu”, “Bir Mumdur” türküleri halk tarafından çok beğenildi ve uzun yıllar popülerliğini korudu. Seksenli yıllarda çıkardığı “Allah Allah”, “Kara Zindan”, “İnsanlar” ve “Fosforlu Cevriyem” albümleriyle satış rakamları milyonları buldu.

1 mayıs 1987’de kendi plak şirketi olan Tatlıses Müzik’i kurdu. Turgut Özal’ın “Madem en çok bunlar dinleniyor, TRT’ye çıkabilirler” demesiyle 1989 yılbaşı günü daha önce hiçbir albümünde okumadığı ve özel klip çektiği “Beyaz gül kırmızı gül” şarkısıyla TRT’ye ve televizyon dünyasına adımını resmen attı.

Seksenli yıllarda tüm Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri onunla tanıştı. Yunanistan’dan Suudi Arabistan’a, Almanya’dan Afganistan’a çok geniş bir coğrafyada, milyonlarca hayran edindi. Kasetleri ve posterleri bazı ülkelerde milyonlarca satarken yurtiçinde ve yurtdışında sayısız ödülün sahibi oldu.

 

Daha Fazla Göster

Buna da Göz At

Close
Close